Dünyaya Bir Daha Gelsem

Burak Gerçek Kamera

Böyle başlayan bir cümleyi kurmayan biri var mıdır bu hayatta… Hiç zannetmiyorum… “Dünyaya bir daha gelsem” diye başlar ve kendi yaşam deneyimlerimizden yola çıkarak geri kalanı tamamlarız… Beklentiler, hayal kırıklıkları, sevinçler, umutlar, içimizde ukde kalanlar ya da kalmayanlar, eksikliğini hissettiklerimiz, yaşanmışlıklar ve daha pek çok duygudur noktalı kısmı tamamlayan…

Hayat da zaten böyle bir şey değil midir… Yolun sonunda, iyi kilerin ve keşkelerin bir dökümü… İyi kilerin ağır basıyorsa ne mutlu sana… İçinden geldiği gibi, yüreğinin sesiyle uyumlu bir yaşam sürmüşsün demektir… İyikilerine sarılır, anılar denizinde keyifli bir yolculuğa çıkarsın… Keşkeler ağır basıyorsa yüreğinin bir tarafı hep yarım kalmıştır, eksik, tamamlanmamış… Basit bir kar-zarar merceğinden bakarsak kaybetmişsindir… Keşkeleri fazla olanlar daha çok kurarlar “Dünyaya bir daha gelsem” diye başlayan cümleyi…

Burak Gerçek Bosna

Biz haberciler böyleyizdir… Sazı elimize aldık mı, yazmayı ve konuşmayı çok severiz… Biri bizi durdurmadığı sürece dur durak yok… Kelimeler yüreğimizden ve beynimizden aktıkça galiba kendimizi hafiflemiş ve mutlu hissediyoruz… Sözcükler söz konusu olduğunda bir fren sistemimiz yok diye düşünüyorum. (Oytun benden yazı istediğin için bakalım pişman olacak mısın)

Neyse lafı uzatmayalım ve sadede gelelim. Benim can dostum sevgili Özel Oytun Türkoğlu, benden mesleğimle ilgili bir yazı istediğimde aklıma ilk bu satırlar geldi… Aradan geçen 25 yılın ardından hiç ama, ancak demeden, yaşadığım birçok kırgınlığa ve olaya rağmen ben dünyaya bir daha gelsem evet yine haberci olurdum.

“İşime aşığım” diyen insanlarla karşılaşırız zaman zaman. İşte bu satırların yazarı da işine aşık bir adamdır. Bugün aktif habercilik yapmasam da, o duygu yine güçlü bir şekilde yüreğimin köşesinde atmaya devam eder… Hep söylerler ya bir kere o habercilik denen virüs insanın kanına girmesin, artık ondan sonra geçmiş olsun… Mesleğiniz sizin için bir yaşam biçimi haline gelir.

Bazen düşünüyorum… Ne zaman bu duygu yüreğime kök saldı… Galiba çok küçük yaşlarda… Rahmetli dedemin yanında oynarken onun hiç aksatmadan, her saat başı ajans dinlemesi, dinlediklerinden yola çıkarak yorumlar yapması, her gün evimize giren gazeteler, bence bilinçaltımda önemli bir yer tuttu.

O nedenle üniversite sınavında Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik Bölümü’nü kazandığımda, sanki olması gereken olmuş gibi gelmişti bana… Başka bir seçenek yoktu. Kişiliğimin, duygularımın ve hayallerimin uzantısı olan bir mesleğe ilk adımımı atmıştım. Daha 3’üncü sınıftayken ışıklar içinde uyusun Ahmet Taner Kışlalı hocamıza gittim. Okul gazetesinde yayımlanmak üzere rahmetli Bülent Ecevit’le röportaj yapmak istediğimizi söyledim. Okul gazetesi ve Bülent Ecevit… Kabul edeceğine dair içimde en ufak bir umudum yok. 1 hafta sonra Kışlalı hocamız “Hazırlanın” dedi “Bülent Bey sizi bekliyor…”

Burak Gerçek Bülent Ecevit

“Yüreğimde bir kuş” derler ya işte öyle gittik röportaja… Fotoğrafın solunda yumurta gibi bir çocuk var ya… İşte o benim. Çaktırmıyorum ama heyecan had safhada. İşte böyle böyle kök saldı gazetecilik aşkı.

Ardından okul biter bitmez şansım yaver gitti ve TRT’nin açtığı sınavda, kuruma muhabir olarak girdim. Dedim ya… Sanki benim için bir başka bir seçenek yoktu… Habercilik benim dünyam, yolum olacaktı ve öyle de oldu.

Sonrası… Sonrası rüzgar gibi geçti… Türkiye’nin gündemine damgasını vuran sıcak olayların içinde, kendimi bazen deprem bölgesinde buldum bazen sayfada fotoğraflarını göreceksiniz Bosna-Hersek örneğinde olduğu gibi sıcak çatışmanın ortasında. Sayısını hatırlamadığım pek çok haber ve kritik gelişmenin içinde zamana karşı kıyasıya bir mücadele.

Unutamadığım ve beni derinden etkileyen birkaç olayı da sizlerle paylaşmak isterim.

24 Ocak 1993 yılında, yazılarını öğrencilik yıllarımdan itibaren takip ettiğim Uğur Mumcu, evinin önünde aracının içinde alçakça katledildi.Meslek hayatımın ilk yılları… Karlı sokakta büyük bir hüzün ve acı…. Sokakta insan seli… Bir taraftan röportajlar yapıyoruz, bir taraftan gelişmeleri haber merkezine aktarıyoruz. Bir ara arabanın içinde haberimi yazarken, birisi aracın camını tıklattı. Düzgün giyimli bir bey bir ricası olduğunu söyledi. Amerika’dan geliyordu, doktordu, acı olayı öğrenince Türkiye’ye gelmişti, rahmetli Mumcu’nun şiirini sakıncası yoksa kamera karşısında okumak istiyordu. “Tabii” dedim ve başladık çekimi yapmaya. Günlerin yorgunluğu ve hüznü hepimizin içine işlemişti. Önce boğazıma kocaman bir yumruk oturdu. Bir süre kendime hakim oldum. Ama “Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi” dediğinde artık elimde mikrofon ağlıyordum. Ne kadar soğukkanlı olmaya çalışsak da galiba hepimizin duygusal bir sınırı var.

Bir gün de Uşak’ta bir şehit annesiyle röportaj yapmaya gitmiştik.

Evinin her tarafı oğlunun anılarıyla doluydu.

Çok zordur yavrusunu kaybetmiş ve onun acısını bütün tazeliğiyle yüreğinde taşıyan bir anneyle konuşmak.

Şehidimizin annesi konuştukça boğazım düğüm düğüm oluyordu.

Burak Gerçek Anons

Bir yere kadar kendimi zor tuttum.

Gözyaşlarımı içime bastırmıştım.

Ama bir cümlesiyle içimdeki baraj yerle bir oldu.

Kucağına aldığı oğlunun asker kazağına sarılıp,

“Bak bu kazakta kuzumun kokusu var… Ben onun özlemini, işte bu kokuyu içime çekerek, kazağına sarılarak gidermeye çalışıyorum…” dedi.

***

Bu cümle, benim için bardağı taşıran son damlaydı…

Önce bir yutkundum.

Devam etmek için kendimi zorladım.

Ama başaramadım.

Kameraman arkadaşıma dönüp devam edemeyeceğimi işaret ettim.

Sonra başımı şehit annesinin omzuna yaslayıp, ağlamaya başladım.

Zor tamamladık röportajı…

***

Onu, kuzusunun kokusu, acısı ve özlemleriyle baş başa bırakıp evden çıktık.

O günden beri, en büyük dualarımdan biri nedir bilir misiniz?

“Allah, hiç kimseyi kuzusunun kokusundan mahrum bırakmasın…”

Yine sayfada fotoğrafları göreceksiniz 22 yıl önce TRT ekibi olarak Bosna’daydık. Dünyanın seyrettiği bir katliama tanıklık ettik… İnsanoğlunun ne kadar acımasız olabildiğini, uçsuz bucaksız uzayan mezarlıkları, yitip giden yaşamları, insanlık vicdanının nasıl katledildiğini, dünyanın iki yüzlülüğünü gördük… 2 ay sonra ülkemize döndüğümüzde, uzun süre yaşadıklarımızın ve gördüklerimizin etkisinden kurtulamadık. Nilüfer’in o güzel şarkısında söylediği gibi kalbimiz Bosna’da kaldı…

Tabii sadece hüzünlü olaylar yaşamadık.

Geriye dönüp baktığımızda keyifle hatırladığımız anılarımız da var.

İşte bunlardan biri.

Yıllar önce SHP Kurultayı’nı izliyoruz.

Akşam saatlerinde ekip şefimiz dedi ki, “Herkes bir lider eşinin yanına gitsin. Kim kazanırsa, o liderin eşiyle röportaj yapsın…”

Sonuçlar açıklandı. Murat Karayalçın kazanmıştı. Bir arkadaşımız da Neşe Karayalçın’ın yanında.

Spiker dedi ki “evet söz sende Hakan…”

Hakan konuşmaya şöyle başladı: “Evet sevgili seyirciler şu anda Neşe KARABÖCEK’in yanındayım… Bakalım neler söyleyecek” dedi ama Neşe Hanım bir şey söyleyemedi. Çünkü ikisi de gülme krizine girmişti.

Burak Gerçek Anons

Aktif haberciliğin ardından canlı yayınlanan 12 program sundum. Spiker masasında, arazide yaşadığım deneyimin her zaman büyük faydasını gördüm. Çünkü o anda aktardığınız sıcak bir olayı bir zamanlar birebir yaşamak yayın sırasında bir sunucuya büyük avantaj sağlıyor.

Neyse artık yavaş yavaş toparlayalım. Dedim ya biri bize dur demediği sürece frenimiz yok. Bazen düşünürüm. Ne tatilim oldu ne bayramım ya da haftasonum… Kendime ve aileme yeterince vakit ayıramadım. Bir haberden bir habere koşturdum. Hem de zaman zaman hayatımızı riske ederek. Peki neden her şeye rağmen ben bu mesleği bu kadar çok, bu kadar yürekten sevdim.

İşin büyüsü nedir biliyor musunuz sevgili okur. Bir olay yaşanıyor. Ve o olaya ilk giden insanlardan biri sizsiniz. O anda daha hiç kimsenin o gelişmeden haberi yok… Siz ilk bilgileri topluyorsunuz. Bir süre sonra kameranın karşısına geçiyorsunuz ve sizi izleyenleri bilgilendirmeye başlıyorsunuz. Bir bakıma onların gözü, yüreği, vicdanı oluyorsunuz olay yerinde. Bunun nasıl bir duygu olduğunu kelimelere dökmek o kadar zor ki. Ama inanılmaz bir duygu. İşte bunu yaşamaya başladıktan sonra, ne kadar zorluk yaşarsanız yaşayın habercilikten kopmak o kadar zor ki…

Çok uzun oldu, hem sizlerden hem de Oytun’dan özür diliyorum.

Okuma Önerisi: Bu teknolojiye Hazır Değiliz

Aslında niye bu kadar uzattıysam, yazının mesajı zaten bir cümle: “Dünyaya bir daha gelsem yine haberci olurdum…”

Sevgiyle kalın, hoşçakalın….

*** Burak Gerçek Kimdir? Diye Merak Edenlere, Burak Gerçek’in Anlatımıyla Biyografisi:

1969 yılında İstanbul’da doğdum. Orta ve lise öğrenimimi Özel Yenişehir Koleji’nde tamamladım. 1991 yılında, Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldum. 1992 yılında TRT’nin açtığı genel sınavla, kuruma muhabir olarak girmeye hak kazandım. TRT Haber Dairesi’nde çalıştığım süre içinde, Merkez Haberler, Parlamento Haberleri, Yurt Haberler ve Haber Programları Müdürlüklerinde çalıştım… Bu süreç içinde, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Çalışma ve Parlamento muhabirliği görevlerinde bulundum. Ayrıca Başkent Siyaset, Haber Postası, Anadolu’dan Görünüm, Güncel, Haber Anadolu, Haber Vizyon isimli programların sunum ya da yapım aşamalarında görev aldım… Yaklaşık 4 yıl da, kurumumuz bünyesinde internet yayıncılığı yapan Sayısal Yayın Teknolojileri Merkezi’nde çalıştım…

2009 yılının Mayıs ayında yayın hayatına başlayan TRT Türk’te çalıştım… Kanalımızda sırasıyla Dünya Hali, Türkiye’de Sabah ve Türkiye’de Gece Yarısı programlarının sunuculuğunu yaptım…

Yaklaşık 5 yıldır, önce TRT HD ardından da TRT 4K’ya dönüşen kanalımızda çalışıyorum… Bu kanalda da hafta sonları yayınlanan Kahve İçerken Programı’nı sundum…

Ankara Gazeteciler Cemiyeti, Parlamento Muhabirleri ve Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin üyesiyim…

Evliyim… Can isminde can bir oğlum var.

Burak Gerçek

TRT Muhabiri

6

Yorum Yok

    Yorum Bırakın

    1 × 4 =