ÇEVREM BENİ BU HALE GETİRDİ

Beni çevrem bu hale getirdi

Okuduğum kitapta şu cümleyi görünce durup düşünmem ve dolayısıyla da yazmam gerekti: “Obezite bulaşıcıdır. Eğer en iyi arkadaşlarınız kilo alıyorsa sizin kilo almaya başlama ihtimaliniz de artar.”

Bir araştırma sonucuymuş. Bu sonuç, kişisel gelişim ve girişim konularında motive eden sözler paylaşan sosyal medya hesaplarında sıklıkla karşılaştığım bir sözü de beraberinde düşürdü aklıma: “İnsan, birlikte en çok zaman geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.”

Bu lafı duysanız, sahnenize en yakın koltuklara yerleşenleri bir gözden geçirmez misiniz? En çok zaman geçirdiğim beş kişi kim?

Maçlarımın izlenebileceği en özel yerden kombine bileti olanlar birbirlerine sarılıp marş söylemeye başladılar ister istemez: “Kırmızı beyazlı bayraklar gibiii geliyor geliyor şimşek geliyooor!”

Her konuda torpil geçilmiş güzellikteki kentim Antalya’nın keyifli dünyasını yaşayan insanlarından bahsediyoruz burada. En yakınımdaki herkes mangalı ve eşlikçilerini seven göbekli ve bol kahkahalı insanlar. Six pack konusunu önemsiyorlar ama sadece altılı bira olarak.

Uzun zamandır arkadaşlarımla görüşemediğim için kilo vermeye başlamışım demek ki… Belki onlar da veriyordur beni göremedikleri için. Win win diyelim, sevinelim o halde.

Sadece dostlukta değil her konuda önemli aslında çevrenizde kimler olduğu. Kurum çalışanları bile yıllar içinde birbirine benzer. En nihayetinde üzüm üzüme baka baka kararıyor.

İş dünyasına bir bakalım o zaman. Hani şu vardır ya iş yerinde enerjinizi düşüren, büyük heyecanla anlattığınız fikrinizi dudak bükerek dinleyen, ‘sen mi kurtaracaksın şirketi’ciler… Tam enerjiyle, coşkuyla yeni bir işe başlamışsınızdır, yapmak istediğiniz ve sizi heyecanlandıran düşünceler kafanızda halay çekmektedir. Sabah yataktan “fikrim geldi!” diye fırlarsınız. Ama her şey işe gidene kadar… Birlikte çalıştığınız insanların yerlerde sürünen motivasyonu, parasını aldıkları şirkete besledikleri sevgisizlikleri, işten kaytarmaya harcadıkları enerji, her eğitimde vızıklamaları, benimsemedikleri için bir türlü parçası da olamadıkları kurum kültürü hakkında bitmek tükenmek bilmez şikayetleri, söylenmeleriyle herkesi tüketmeleri ve nice takdire şayan çaba, yıllar geçtikçe sizi de kendisine benzetir. İşte o beş kişi var ya o beş kişi, işe giderken ayaklarınızın geri geri gitme sebebidir. O yüzden, henüz yol yakınken, hemen o dosyayı sessizce yere bırakın ve kaçın oradan!

Her gün görüştüğümüz bireyler düşünme biçimimizi, özgüvenimizi ve kararlarımızı etkiler. Eşiniz ya da anneniz size her gün “yapamazsın” diyorsa yapamazsınız. Bu sebeplerledir ki işinde başarılı patronlar yakın çalışma içide oldukları elemanları özenle seçerler. En sık iletişimde oldukları beş kişinin ne tarz insanlar olmasını istediklerini tahmin etmek zor değil: Olumlu bakış açısına sahip, destekleyici, yeniliklere ve gelişime açık, vizyon sahibi, büyük resmi görebilen, çözüm odaklı, cesur, çalışkan, araştırmacı, fikir üretebilen, şirketi sahiplenen, ama o kadar çok da sahiplenmeyen… İşte bu yüzden o bir üst paragrafta anlatılan meslektaşınız asla müdür olamayacaktır. Herkesin müdür olması gerekmiyor. Ama o, mutlu da olamayacaktır. Bari siz ondan uzak durun ki girdabında kaybolmayın.

O zaman şimdi yaşam planlarımı güncelleyeyim ben de. Spora başlayacağıma hemen kendime six pack konusuna farklı yaklaşan beş arkadaş bulup kombine biletimi sunuyor ve böylece en yakın zamanda şimşek gibi çarpıcı bir kadın oluyorum. “Kırmızı beyazlı bayraklar gibiii geliyor geliyor şimşek geliyooor!” 

Özlem Soydan
Twitter: https://twitter.com/OzlemSoydan4
Instagram: https://www.instagram.com/captainziggy1/
Facebook: https://www.facebook.com/ozlem.soydan.391420
Web: https://ozlemsoydan.wordpress.com/

2013 yılıydı. Kendime bir hediye verme arzusuyla kişisel blog açtım ve ‘Hakkımda’ sayfasını karalayarak işe başladım. O gün yazdığım ilk cümleleri anılara duyduğum saygıyla sakladım bunca zaman, hiç değiştirmedim: “Özlemim. Babasının biricik incisiyim. Annesinin inatçı keçisiyim. Kardeşi için “abla yaa”yım. Öğrencilerinin Miss Soydan’ıyım. Kırk yaşında bir gencim her sene yeni icatlar çıkaran. Ömrünü denizlerde sürmek isteyip Ankara’nın bozkırında kalakalmış olanlardanım. Öğretmenim her şeyden önce… Gelecek nesilleri yetiştirmede pay sahibi olabilmek için elimden geleni yapmada kararlıyım. Naçizane…” Peki hiç mi bir şey değişmedi beş yılda? Değişti tabii. ‘Özlem’ olduğum dışında hemen hemen her şey (özlemimin arttığını saymazsak). Antalya’dan sevgiler..

14

Yorum Yok

    Yorum Bırakın

    two × two =