İnsanlar Önünde Konuşmak

Konuşmacı

Etkinliklere katılan dostlar ilk “sahne korkusu” denen durumun bende nasıl başladığının hikayesini bilirler. İlkokulda şiir okumayla alakalı küçük bir kaza sonucunda insanlar önünde konuşmaktan bayılmaya varacak bir şiddette korkmaya başladım. (Öyle tahmin ediyorum) Bunu tüm okul hayatım boyunca da aynı şiddette yaşadım. Üniversite zamanında aldığım bir derste sunum yapacağımız söylenince dersi bırakmışlığım bile var. Elini hiç kaldırmayan, soru sormayan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesi ile derse katılan öğrenci selinin bir damlasıydım doğal olarak. İnsanlar önünde konuşmak ne kadar zordur bunu çok iyi biliyorum.

İlk konuşma gününü ve sahneye çıkış ânımı çok net hatırlıyorum, elimdeki kağıttan İngilizce bir metni yüzlerce kişiye okumak zorunda kaldım ve kaçamadım. Olayın diğer kısımlarına ait hiçbir şey hatırlamıyorum, nasıl bir korkmuşsam artık. İkincisi ise bir Meslek Lisesiydi. Beraber çalıştığımız bir okul olduğu için gel de sektörden birini dinlesinler denince bundan da kaçamadım. O konuşmada biraz daha rahattım diyebilirim ama yine bir hafta öncesinden iptal olması için dua etmeye başladım tabii ki.  Üçüncüsü ise çok sevdiğim bir dostumun Konya Selçuk Üniversitesi öğrencilerine yapacağı konuşmasına beni davet etmesi ve son 10 dakika da sen dijital dünya ile ilgili bir şeyler anlat demesiyle gerçekleşti. Yancı olarak etkinliğe katıldım ve konuşmamı yaptım, kırmızı renkte olduğumu hatırlıyorum, bir de soru sormazlar umarım dediğimi. Pek işe yaramadı, sorular sordular, bu sefer de içimden umarım zor soru sormazlar diye geçiriyordum, bu gerçekleşti, zor sormadılar.

Konuşmacılık meslek olabilir mi?

Eğer konuşmacılık denen aktiviteyi meslek olarak kabul edecek olursak, ilk gerçek konuşmam ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu aracılığıyla oldu. Konuşmaya davet edildim, 3.5 saat önce okula gittim, kantinde konuşmamı ezberlemeye çalışıyorum. (böyle yapıldığını sanıyordum) Hiçbir şekilde ezberleyemiyorum, olmuyor, hiç şansım yok, ufaktan dışarıda kar atıştırıyor, tamam kesin iptal diyorum ama sağ olsunlar, ODTÜ öğrencileri salonu komple doldurmuşlar. İptal olmuyor, konuşuyorum, anlatıyorum, kendimden geçiyorum ve bitiyor. Oh be ne kolaymış. Eşim, dostum da orada, korkuyu yenmek için yalnız kalmayayım diye davet etmişim, beni dinlemeye gelmişler. Beni daha az tanıyanlar, ayıp olmasın diye çok güzeldi diyorlar, yakından tanıyanlar “Niye 45 dakikada ansiklopedinin tamamını anlattın?” diye soruyorlar. Bir de çok sevdiğim bir dostum, sen çok komik adamsındır, profesör gibi anlatman mantıklı değil, kendin olsana diyor. Kendin gibi olmaya alışmak ve öğrenmek en az 5 yılımı aldı, şimdi sahneye çıkınca ben stand-up‘çı değilim demek zorunda kalıyorum, çünkü etkinlik boyunca herkes çok gülüyor. (Bu iyi bir şey) Bu ilk deneyim, hayatımın tüm diğer konuşmalarında büyük bir etkiye sahip oldu. O gün o kadar çok şey öğrenmişim ki anlatamam.

Şimdilerde konuşmacı olarak anılıyorum bu da hoşuma gidiyor doğrusu, heyyyt be neler yaşadık, geçirdik şu güne kadar, bir de olayın arka planını bilseniz diyorum içimden. Konuşmacılığı bir meslek gibi sahiplendiğimi ve buna uygun davrandığımı düşünüyorum. Türkiye’de tam kabul görmese de bence çok önemli bir meslek ve bunu profesyonel olarak yapan kişiler hemen kendini belli ediyor.

Ben bu korkuyu nasıl yenerim diye soruyorsanız,

Oraya çıkmadan olmuyor galiba. İlk 3-4 çıkış çok korkutucu ama sonra alışıyorsunuz. Bu aslında tam olarak da sahne korkusu değil, insanlara dokunma, rezil olma, gelen tepkilere hazır olmama gibi bir sürü öğeyi içinde barındırıyor diye düşünüyorum. Nasıl yenebileceğimiz konusundaki önerilerimi bir sonraki yazıda paylaşacağım.

Bugüne kadar yaptığım tüm konuşmalardan öğrendiklerimin bir kısmını da maddeler halinde paylaşmak istiyorum.

İyi Konuşmak için 10 Öneri

  1. Konuşma aslında 1 hafta öncesinde başlıyor, sosyal medya aracılığıyla duyuruluyor, sonrasında da devam ediyor, gelen sorulara ve mesajlara yanıt vermek de konuşmaya dahil.
  2. Dinleyicinin kimler olduğunu daha önceden bilmek ve ona göre hazırlanmak başarıyı artırıyor.
  3. Teknik ayrıntıları çok olan sunumlarda istenmeyen hatalar daha fazla oluyor, bu nedenle düz yazı ve görsel kullanılan sunumlar daha sorunsuz.
  4. Dinleyiciler, kendilerinden olanı daha çok seviyorlar, daha dikkatli dinliyorlar ve daha fazla yararlanıyorlar.
  5. Dinleyenleri işin içine sokarsanız daha verimli geçiyor.
  6. Konuşma ne kadar doğalsa o kadar iyi oluyor.
  7. Eğlenceli sunulan bilgi çok daha fazla akılda kalıyor.
  8. Hikayelerle anlatılan bilgi çok daha kalıcı oluyor.
  9. Şaşırtıcı veya komik görseller bilgiyi pekiştiriyor. Görsellerle anlatılan bilginin hatırlanma yüzdesi daha çok.
  10. Sunum görselini takip etmek yerine sizi takip edebilecekleri bir anlatım daha ilgi çekici.
17

Yorum Yok

    Yorum Bırakın

    eleven + two =